Tesadüflerle Açıklanamayan DNA
Matematik bugün DNA'da yazılı bilgilerin oluşumunda
tesadüfe yer olmadığını kanıtlamıştır. Değil milyonlarca
basamaktan oluşan DNA molekülünün, DNA'yı oluşturan
30.000 genden tek bir tanesinin bile tesadüfen oluşabilme
ihtimali imkansız tanımının dahi zayıf kaldığı bir
durumdur. Evrimci bir biyolog olan Frank B. Salisbury
bu imkansızlıkla ilgili olarak şunları söylemiştir:
Orta büyüklükteki bir protein molekülü, yaklaşık 300
amino asit içerir. Bunu kontrol eden DNA zincirinde
ise, yaklaşık 1000 nükleotid bulunacaktır. Bir DNA
zincirinde dört çeşit nükleotid bulunduğu hatırlanırsa,
1000 nükleotidlik bir dizi, 4 üzeri 1000 farklı şekilde
olabilecektir. Küçük bir logaritma hesabıyla bulunan
bu rakam ise, aklın kavrama sınırının çok ötesindedir. (Frank B. Salisbury, "Doubts About The Modern Synthetic Theory of Evolution", s. 336)

Francis Crick ve James Watson DNA'daki ihtişamlı yapıyı keşferek Nobel ödülü aldılar. |
Yani ortamda bütün gerekli nükleotidlerin bulunduğunu,
bunların aralarında bağlanması için gereken bütün kompleks
moleküllerin ve bağlayıcı enzimlerin hepsinin hazır
olduğunu farzetsek bile bu nükleotidlerin istenen sırada
dizilmesi ihtimali 4 üzeri 1000'de 1, diğer bir ifadeyle,
10 üzeri 600'de 1 ihtimal demektir. Kısaca insan vücudundaki
ortalama bir proteinin DNA'daki şifresinin tesadüf
sonucu, kendi kendine oluşma ihtimali, 10'un yanında
600 tane sıfır olan sayıda 1'dir. Bu astronomik olmanın
da ötesindeki sayı ise, pratik olarak "0" ihtimal
anlamına gelir. Demek ki böyle bir dizilim ancak akıllı
ve şuurlu bir gücün bilgi ve kontrolü altında gerçekleşmek
zorundadır.
Şu anda okumakta olduğunuz yazıyı düşünün. Harflerin
(her harf için farklı bir baskı kalıbı kullanılarak)
kendi kendilerine ve rastgele biraraya gelerek böyle
bir yazı oluşturduklarını iddia eden birisine ne gözle
bakardınız? Bu yazı belli ki akıl ve bilinç sahibi
birisi tarafından kaleme alınmıştır. İşte DNA'daki
durum da bundan hiç farklı değildir.
DNA'nın yapısını keşfeden biyokimyacı Francis Crick,
konu üzerinde yaptığı çalışmalardan dolayı Nobel ödülü
aldı. Crick koyu bir evrimci olmasına rağmen DNA'nın
mucizevi yapısına şahit olduktan sonra yazdığı eserinde
bu bilimsel gerçeği şöyle ifade etmiştir: "Bugün
sahip olduğumuz bilgiler ışığında, dürüst bir adamın
yapabileceği tek yorum, hayatın bir mucize eseri olarak
ortaya çıktığıdır." (Francis Crick, Life Itself: It's Origin and Nature, New York, Simon & Schuster, 1981, s. 88) Crick'e göre hayat kesinlikle
dünya üzerinde kendiliğinden var olamazdı. Görüldüğü
gibi DNA üzerinde en uzman kişi bile, bir evrimci olmasına
rağmen, yaratılışta tesadüfe yer vermemektedir.

İnsanda hücrelerindeki 46 kromozom 23 çift halinde bulunur. Her çift kromozom vücuttaki belirli faaliyetlerin yerine getirilmesinden sorumludur. Bu kromozom çiftlerindeki herhangi bir bozukluk onarılmaz hasarlar meydana getirir. |
DNA'da yer alan bilgilerin ne kadar hassas bir düzen
ve dengeye sahip oldukları gözönünde bulundurulduğunda
ise, tesadüfen oluşumun ne kadar imkansız olduğu
daha da iyi anlaşılır. Üç milyar harften oluşan DNA'daki
bilgiler, A-T-G-C harflerinin birbiri ardına özel
ve anlamlı bir sıra içinde dizilmesi ile oluşur.
Ancak bu sıralamada tek bir harf hatasının dahi yapılmaması
gerekir. Ansiklopedide yanlış yazılmış bir kelime
ya da harf hatası önemsenmez, hatta çoğu zaman fark
edilmez bile. Buna karşın, DNA'da herhangi bir basamaktaki,
örneğin 1 milyar 719 milyon 348 bin 632'nci basamaktaki
bir harfin yanlış kodlanması gibi bir hata bile,
hücre için, dolayısıyla insan için korkunç sonuçlara
yol açabilir. Örneğin çocuklarda görülen hemofili
(kan kanseri) hastalığı bu tip bir yanlış kodlanmanın
sonucudur. Genetik yapıdaki çeşitli bozuklukların
neden olduğu birçok kalıtsal hastalık vardır. Herbiri
çok ciddi olabilen bu hastalıkların tek nedeni, genetik
şifredeki milyarlarca harften yalnızca bir veya birkaç
tanesinin yanlış yerde bulunmasıdır. Sözgelimi, Mongolizm
veya Down Sendromu oldukça yaygındır. Nedeni ise
her hücredeki 21. kromozom çiftinde fazladan bir
kromozom bulunmasıdır. Bir diğer örnek ise Huntigton
koresidir. Hasta 35 yaşına kadar sağlıklıdır, ama
bu yaştan sonra birdenbire kol, bacak ve yüz kaslarında
denetlenemeyen istemsiz kasılmalar başlar. Tedavisi
olmayan bu ölümcül hastalık beyni de etkilediğinden
hastanın belleği ve düşünme yetileri de giderek zayıflar.

21. kromozom çiftinde fazladan bir kromozom bulunan Down sendromlu bir çocuk. |
Tüm bu genetik hastalıkların gösterdiği önemli bir
gerçek vardır; genetik şifre o kadar hassas, dengeli
ve kusursuzca hesaplanarak planlanmıştır ki, bu düzendeki
en küçük bir değişiklik dahi ciddi sorunlar oluşturabilmektedir.
Sadece bir harfin eksikliği veya fazlalığı ölümcül
hastalıklara veya hayat boyu sürecek ciddi sakatlıklara
neden olabilmektedir. Dolayısıyla böylesine hassas
bir denge ve düzenin tesadüfen oluştuğunu, ve evrim
teorisinin iddia ettiği gibi mutasyonlar yoluyla geliştiğini
söylemek kesinlikle imkansızdır. Öyle ise, DNA'da yeralan
muazzam bilgi ilk olarak nasıl oluşmuş ve şifrelenmiştir?
Hayatın kökenini tesadüflere dayandıran evrimciler,
hayatın kökeni ile ilgili her soruda yanıtsızdırlar.
DNA'nın, yani genetik şifrenin kökenini sorduğunuzda
da her birinden aynı cevabı alırsınız. Örneğin günümüzün
en önde gelen evrimci biyokimyacılarından olan Leslie
E. Orgel, bu soruya şu yanıtı verir:
Genetik şifrenin kökeninin genel özelliklerini bile
hala anlayabilmiş değiliz... Genetik şifrenin kökeni,
hayatın kökenleri probleminin en şaşırtıcı yönüdür.
Sağlam bir ilerleme gerçekleştirmeden önce asıl olan
kavramsal ya da deneysel bir buluşa ihtiyaç vardır. (Orgel, Leslie E, "Darwinism at the Very Beginning of Life", New Scientist, vol.94 (April 15, 1982), s.151)
Milyonlarca sayfa yer tutan, milyarlarca bilginin tesadüfen
yazıldığını iddia edenler elbetteki bu şekilde cevapsız
kalacaklardır. Nasıl ki her eserin veya her bilginin
bir yazarı ve sahibi varsa, DNA'daki bilginin de bir
sahibi ve yaratıcısı vardır; ve O Yaratıcı, üstün ve
güçlü, sonsuz ilim ve akıl sahibi olan Rabbimiz Allah'tır.
|